• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/annebabaokulu

Malatya Eğitim Portalı

Malatya Eğitim ve Kültür Haberleri

Yaşam Boyu Eğitim

Kutsal Boğanın Şehri: Malatya

Kutsal Boğanın Şehri: Malatya

Malatyaegitim.com

 Kutsal-Boganın-sehri-Malatya

Malatya dendiğinde aklımıza ilk gelen elbette ki kayısı ve eşsiz Malatya mutfağıdır fakat bilmediğimiz bir gerçek var ki Malatya orta doğu da ki en eski yerleşim yerlerinden biridir. Örneğin İstanbul’un şehir olarak tarihi MÖ 500 lü yıllara dayanır veya Bağdat şehri Ms 700 lü yıllarda kuruldu. Peki ölmez şehir denen Malatya ne zaman kuruldu dersiniz; bir çoğumuzun tahmininden çok daha eski. MÖ 3650 yıllarda Malatya’nın şehir olarak var olduğunu biliyoruz. Büyük olasılık bu tarih çok daha gerilere gitmektedir. O zaman ikinci soruyu soralım Malatya neden bu kadar vazgeçilmez bir şehir oldu? Hazırsanız Antik çağ uygarlıkları grubu olarak Malatya’nın geçmişine bundan 5000 bin yıl öncesine doğru bir yolculuğa çıkacağız.

Sizlerle biz şimdi MÖ önce 2000’li yılların Malatya’sına gideceğiz. Fırat nehrinin hemen kıyısına kurulan Malatya günümüzden 4000 yıl önce Hitit krallığı sınırlarındaydı ve o günkü ismi şimdi ki isminde farklı değildi. Hititliler verimli toprakları olan bu şehre Maledia diyorlardı. Maledia Hititçe bir kelime olan Mal, Türkçesi bal olan kelimesinden türemişti. Malatya’nın ismi ile ilgili iddialardan biri bu ama diğer bir iddia ise daha akla yatkın. Antik çağda şehirlerin isimleri kesinlikle tanrılarla ilintili olmalı. Örneğin Asurların başkenti Aşur en büyük tanrılarının ismi, Babail’in ismi tanrı Baal ın kapısı demek, İzmir’in ismi gene Smyrine isimli bir tanrıçanın ismidir. Bu durumda Malatya’nin ismi de tanrılarla ilgili olmalı. İkincisi Malatya Hititlerin kutsal saydıkları bir şehirdir. En büyük tapınaklarını Malatya’ya yapmışlar. Demek ki bu şehrin Hititlerin gözünde özel bir yeri var.
Nedeni ise Malatya’nın topraklarının dünyada ki mineral bakımından en yüksek değere sahip üç tarım alanında olması. Kısacası Malatya ektiğini fazlasıyla lezzetlerin bir şehirdir. Bunu Hititler de fark etmiş olmalılar ki bu şehre gökyüzünün kutsal boğasının bahçesi olarak adlandırmışlar ve şehre Male-dia demişlerdir (boganın bahçesi). Bu yuzden Malatya’nın Hititlerde simgesi bir boğa başı ve ayaklarıdır. İnanışa göre gökyüzünün boğası Malatya’ya indiği ve burada otladığı, meyvelerinden tattığı için şehir dönemin tüm uygarlıkları tarafından kutsal sayılmaktaydı. Gerçekten hala malatyada yetişen meyvaların tadı toprağındaki mineral ve çinko yoğunluğundan daha lezzetli olur. Babil’in asma bahçeleri inşa edildiğinde bu bahçelerdeki yetiştirilen meyvelere tanrısallık ve kutsallık katmak için binlerce kağnı arabalarıyla Malatya’nın toprağının Babil’e taşınması bu durumda daha anlaşılır oluyor.

Diğer önemli husus ise inanç; Malatyalılar 3500 -4000 yıl önce nasıl yaşamakta ve nelere inanmaktaydılar onun üzerinde duralım. Anadolu'nun Hitit öncesi inanç sistemi diğer kültür öğelerinde olduğu gibi bu alanda da Malatyalıları da etkilemişti. Böylece krallığın başlangıcında, Eski Hitit dönemine ait metinlerde, birkaç tanrıdan oluşan tanrılar topluluğu, İmparatorluk dönemine gelindiğinde hem sayı, hem tür hem de köken olarak artmıştı. Hitit dininde böyle bir durumun oluşmasında krallığın sınırlarının genişlemesi ve hâkimiyet altına alınan toplumların sayısındaki artışta şüphesiz etkili olmuştur. Ülke sınırlarının genişlemesi Hitit dinine farklı kökenden birçok öğenin girmesine sebep olmuştur. Malatyalıların inancında Luvi ve Pala gibi Hint-Avrupalı, Hatti, Hurri ve Sümer gibi Asyanik, Asur ve Babil gibi Semitik öğelerin bulunması bunun bir göstergesidir. Farklı bir deyişle Malatya’nın halkı bulunduğu koşullar nedeniyle nerede ise bölgenin tüm tanrılarını tanıyor ve onlara itibar ediyorlardı. Fakat Malatyalılar tanrıları bir düzeneğe koymuşlardı. Tanrılar arasında bir tür hiyerarşi vardı. Alt sıralardaki tanrılar, bazen, tıpkı birinin Hatti kralına kraliyet bürokrasisinin alt katmanları aracılığıyla başvurabilmesi gibi, ölümlülerin duaları ya da isteklerinin, hiyerarşinin daha yüce katmanlarındaki meslektaşları ya da isteklerinin hiyerarşinin daha yüce katmanlarındaki meslektaşlarına iletilmesinde aracı olarak hizmet verirdi. Bu inanış daha sonra Malatya’dan çıkacak tüm orta doğuya yayılacaktı. Hatta dahası Malatya’nın kutsal boğası daha sonra Musa peygamberin gökyüzünden inan kutsal boğasına dönüşecek, hatta aynı Malatyalılar gibi İsrailin tanrısının isimini anmak yasaklanacak, tanrıyı ima eden alt isimlerden ilk dualar yapılacaktı. Bu iş burada da bitmeyecekti. 1000 tanrılı şehir Malatya’nın aşağıda ki tanrıları aracı yapıp üstteki tanrılara haber gönderme geleneği İslam inancına da girecek ve günümüze kadar gelmiş türbe ziyaretleri ile varlıklarını devam ettirecektir.

4 bin yıl önce Malatyalılar güneş ay yerine baş tanrı olarak Fırtına tanrısına tapıyorlardı ve fırtına tanrısına Leuvis diyorlardı. Bu tanrının simgesi boğaydı. Hayatın devamı onun yardımseverliğine, merhametine ve şefkatine bağlıydı. Yağmuru yağdırarak tarlalara ve çayırlara hayat verirdi. Tarım toplumu olan Hitit ülkesinde Fırtına Tanrısı yağmurları keserse, ülke kuraklığa ve açlığa mahkûm olurdu. Tabii afetler ve felaketler onun gazabından kaynaklanırdı. Gazabı ile tarlalar ve meyve bahçeleri yok olur ve ülkeye kıtlık gel irdi. Buradan anlaşılacağı üzere Fırtına Tanrısı iyi yüzünü gösterdiğinde ülke mamur bir hale, kötü yüzünü gösterdiğinde ise ülke felaketlerle karşı karşıya kalırdı.

Hiçbir inanç yerinde durmaz, Daha sonra fırtına tanrısı Leuvis Anadolunun batısına doğru yol alacak ve yunanların Zeusu olacaktır. Yazımı aslında burada bitirmek istiyorum ama son olarak şunu eklemeden de edemeyeceğim. Hititler zamanında ki Malatyalıların itibar ettikleri diğer iki tanrı; üreme tanrısı (dişil özellikler taşır iştar) hayvanların bereketi ile ilgilenir ve diğeri ise güneş tanrısı (bazen dişildir bazen erkek) o da doğanın bereketiyle sorumludur. Bu iki tanrıya eşit derecede itibar ettiklerini göstermek için o zamanın Malatyalıları et ile bulguru yemeklerinde birlikte kullanırlardı. Özel günlerde bulgur ve etten yapılan köfte topları kazanlarda haşlanır ve ayin sonrası yenilirdi. Eğer az çok Malatya yemeklerini bilenler varsa benim şuanda ne demek istediğimi anlayacaklardır. Kısacası Malatya hala tüm geçmişiyle dimdik ayaktadır ve tarihin her zamanında ben buradayım diyerek varlığını sürdürecektir.

Hazırlayan : Hakan KİLİT
42 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Site Haritası